‘Arkeoloji çocuklar için büyük bir güç’

Ayşe Özdemir / Gülay Sert: Bilgisayarda Homo habilisin parmağı var

Sizi çocuklar için arkeoloji kitapları yazmaya yönelten motivasyon nedir?

İstanbul Üniversitesi Prehistorya Ana Bilim Dalı’ndan mezunum. Aynı bölümde arkeoloji konusunda yüksek lisans yaptım. Temel eğitim öğrencileri için arkeoloji programı hazırlayıp uyguladım. 30 yıldır etkinlikler, atölyeler, geziler düzenleyerek, arkeoloji kulüpleri kurarak, kitaplar yazarak her yaş grubuna kültürel mirasa karşı farkındalık kazandırmaya çalışıyorum. Arkeoloji herkes için önemli. İnsanın biyolojik evrimine ilişkin en eski kalıntılar 7 milyon, kültürel evrimine ilişkin olanlarsa 2.5 milyon yıl öncesinden başlar. Arkeoloji, bu iki evrimle ilgili kalıntıları inceler. Bu kalıntılarda insanların, 30 – 40 bin yıl öncesine kadar benzer kültürlerle bir ana çizgide ilerledikleri; dünyanın her yerine ulaşabilince ortak çizgiden koparak kendi yollarına yöneldikleri görülür. Tüm insanlık milyonlarca yıllık ortak kültürel mirasa sahip. Arkeolojinin sunduğu bilgilerin erken yaşlardan itibaren verilmesiyle bireyler tüm insanlara ve farklılıklara saygılı olmayı öğrenebilir, yapay ayrılıklar yüzünden süren savaşlar azalabilir, hatta ortadan kalkabilir. 

Uzay çağında arkeoloji çocuklara nasıl katkıda bulunabilir?

Uzay çağını atalarımıza borçluyuz. Bugün bilgisayarda bilgilerin bize ulaşmasını sağlayan tuşların arkasında, 2.5 milyon yıl önce taşı yontarak alet yapmaya başlayan Homo habilisin parmağı var. İnsanoğlu teknolojiye rağmen nüfus artışı ve çevre sorunları yüzünden varlığını sürdürme tehlikesiyle karşı karşıya. Arkeoloji sayesinde binlerce yıl öncesinden başlayarak çevre değişimleri izlenebilir. Arkeolojinin sunduğu bilgiler, çocuklara verilerek sorunların çözümünde bilgili olmaları sağlanabilir. Türkiye’de kültürel mirasla ilgili konulara 5. sınıf sosyal bilgiler dersinde bir ünitede yer verilmekte. Ama gerçek anlamda çocuk müzesi yok. Öğrencilerin çoğu müzeleri ziyaret edememekte. Edebilenler de rehberlik hizmeti olmadığı için bilinçsiz dolaşmakta. Eğitimde ülkenin uzak geçmişine ait bilgilere yeterince yer verilmemekte. Bu ihmal nedeniyle halkın çoğu, sahip olduğu değerlerden bihaber. Çocuklar ilkokul 4. sınıftan lise sona kadar insanlık tarihi hakkında bilgilendirilmeli. Öğretmen ve öğrenciler için rehber kitapçıklar hazırlanmalı; çocukların müzeleri, ören yerlerini ziyaret etmeleri sağlanmalı, kültürel miras alanında proje hazırlanmalı. 

Ailelere ve öğretmenlere önerileriniz neler? 

Türkiye topraklarının tarihi, 1 milyon 200 bin yıl öncesinden başlar. Taş aletler bu topraklarda yontulmuş, tapınaklar ve saraylar bu topraklarda yükselmiş. Kültürel mirası korumak insanlığa karşı sorumluluktur. Öncelikle devletin kültürel mirasın korunması sorumluluğu var. Özel kuruluşlar da arkeolojik araştırmalara destek vererek, arkeologlar ise popüler yayınlarla bilgi paylaşımında bulunarak katkı sağlayabilir. Ebeveyn ve öğretmenler de müze ve ören yeri ziyaretleri yaparlarsa, rehber kitapları izlerlerse, bilgileri çocuklara aktarırlarsa bu sorun kökünden hallolabilir. Geçmişi bilmezsek köksüz oluruz.

Zeynep Yıldız: Salgından korunmayı geçmişten öğrenebiliriz

Çocuklar için arkeoloji neden önemli? 

Bir bütünün parçasıyız; geçmiş, bugün ve gelecek. Yaşananları ve yaşanacakları anlayabilmek, toplumu ve kendimizi tanımak için en güzel yollardan biri, geçmişi öğrenmektir. Çocuklar bu bütünlüğü anladıklarında, pek çok sorunun kökenini bilerek ve çözümsüz olmadığını anlayarak çok daha güzel yarınlar kurabilirler. Bu bilgi, geleceklerini ellerine almalarını sağlayan büyük bir güç. Hep yakınılan ‘ilgisiz gençlik’ etiketinden gençler değil, onlara bütünselliği sunamayan eğitim sistemleri sorumlu. Bu konuda atılacak her adım anında etkisini gösterir. Zorlukların üstünden gelecek gücü köklerimizden alırız. Türkiye en büyük tarihi zenginliklere sahip nadir ülkelerden. Göbeklitepe’yle, yazılmış tarihi bile değiştirecek güce sahip bir mirastır Anadolu’nun toprakları. Çocuklarımızın, bu zenginliği bilmelerinin yaratacağı güç, onları yarınlara hazırlayan gerçek mirastır. Kırık bir seramikteki renkler, bir yazıttan bugüne gelen bir hikâye, bir sütun, suları 2 bin yıl önce aktığı gibi akmaya başlayan Antoninler Çeşmesi, hepsi parçamız. 

Arkeoloji toprağın altından çıkan bir taştan ötesi mi? 

Sadece yerin altı değil, yerin üstü de çok şey anlatır bize. Taşlar da üzerlerindeki her türlü işaretle kimliğini belli eder. Üzerinde kalkan motifi olan bir taş bir savaşçı anısına yapılmış olabilir, kullanılan mermerin yapısı ve rengi Afyon’dan mı, Ege’den mi geldiğini belli eder. Fosilleşmiş parçalar ise hangi ekinlerin yetiştirildiğini anlatır bize. Takılar, oyuncaklar, cam şişelerdeki parfüm ve merhemler, taraklar, kaşıklar, bıçaklar, tekstil parçaları da o dönemde yaşayan insanlardan izler taşır. Tarihi yerlerdeki her şeyin orayı anlamak için birer ipucu olduğunu öğrenen çocuklar, çevreyi daha farklı incelemeye başlar. 

İlk ve orta öğretimde arkeoloji dersi verilmeli mi? 

Okullarda temel bilgiler verdiğimizde, çocuklar Side’de, Sultanahmet’te, Kapadokya’da gördüklerini daha iyi anlayıp bağlantı kurar. Böylelikle Anadolu mirasımız onların ellerinde daha aydınlanacak ve korunarak gelecek nesillere ulaşacak. O kadar zengin bir coğrafyada yaşıyoruz ki hemen her kentimizde tarihe tanıklık edecek yerlerle iç içeyiz. Tarihi yerleri çocuklarımızla gezersek, çocuklar bu dünyanın içine girecekler. Bu dünya onlara geçmişin, bugünün ve yarının kapılarını aralayacak. Kadim zamanlardan bu yana yerin altıyla üstüyle bir bütün olduğunu anlamamız, tehlikeleri daha iyi yönetmemizi sağlar. Bu sayede iklim krizini engelleyebilir, salgınlardan korunma yöntemlerini öğreniriz. İnsanların mutlu olabilmesinin yegâne yolu bu bütünlüğü anlamak ve korumaktır. Uzayı anlamadaki en büyük referans noktamız da dünya. Fosiller o dönem hangi mineraller ve gazlar olduğunu söyleyebiliyor. Böylelikle diğer gezegenlerin hangi evrelerde olduğunu anlayabiliyoruz. 

Büyüleyici bir etki 

“Gizli Geçit Termessos” kitabında neyi amaçladınız?

Antalya’da yaşarken ailece ören yerlerine giderdik. Kardeşlerimle gittiğimiz Termessos bizi büyülerdi. Antik tiyatro, sarnıçlar, gymnasionlar, lahitler, taşlarında bilmediğimiz yazılarla tüm şehir gizemle doluydu bizim için. O dönem sorularıma yanıtlar bulamamıştım. Şimdi oradaki sütunlu yapıların ne olduğunu merak eden çocuklar için bu kitabı yazdım. Kitapta o döneme ait efsaneler, savaşlar, şenlikler ve günlük yaşam gençlerin gözünden aktarılıyor. Güzel yorumlar alıyorum. Arkeoloji büyüleyici bir etki yaratabiliyor.

Özgür Özgülgün: Çocukları tostla besleyip testle eğitmeyelim

Arkeoloji konusunda belgesel TV programları yapan, çocuklara kitaplar yazan tiyatro sanatçısı Özgür Özgülgün şunları söyledi:  “MSM’de 4 yıl tiyatro sanatı üzerine usta oyunculardan ders aldım. Birçok dizi, film ve oyunda oynadım. Çocukluğun yaşamın ön sözü olduğuna inandım, her şeyin öğrenildiği en güzel dönemlerdir. Taze hafızaya bir sürü yeni bilgiler sığar. Arkeoloji, insanın geçmişte kendini aramasıdır. Atatürk’ün dediği gibi, “Geçmişini bilmeyen uygarlıklar geleceğini oluşturamazlar.” Geçmişimizi bilmek hepimizin vatandaşlık sorumluluğudur. Geçmişi bilmeden geleceğe yolculuk yapamayız. Arkeoloji, geçmişin izinde kendimizi bulma yolculuğudur. Herkes okumalı ve öğrenmeli. Uzay çağında yaşasak da dünyanın arkeolojisini bilmeden başka bir gezegene ayak uyduramayız. Arkeoloji sadece kazı bilimi değildir. Düşüncenin, felsefenin, tarihin labirentlerinde geçmişe yolculuktur. Eski yaşam biçimleri verdikleri bilgilerle yap boz’un parçalarını tamamlayıp, büyük resmi görmemizi sağlıyor. Dünyayı daha iyi anlamak için arkeolojiye daha fazla sarılmalıyız. Arkeoloji bize insanlığın serüvenlerini anlatır. Çektiğim belgesellerde öğrendiklerimi dostlarımla paylaşmak  

ve paylaştıkça çoğaldığımı fark etmek beni mutlu ediyor. Hep daha fazlasını, daha ilginç olanı araştırıp, kendimi ve çevremi mutlu etmeye çalışıyorum. Yazdığım kitaplar ve sahnelediğim oyunlar arkeolojiyle kurduğum bağlardan kaynaklanıyor. Arkeoloji ilkokulda ve devamında okutulmalı; ören yerleriyle müzelerde uygulamalı dersler gösterilmeli. Drama ve düşünce becerileri derslerinde genç dostların yaratıcı zekâlarını parlatacak konular olarak işlenmelidir. Biz tiyatro sanatçılarına da çok görev düşüyor. Bu bilinç ile arkeoloji sevdasına devam etmeliyiz. Ebeveynler ve eğitmenler olarak da çocukları arkeolojiyle buluşturmalıyız. Arkeoloji çocuğun kendini tanıması için en ideal bilim dallarından biridir. Çocuklarımızı tostla besleyip testle eğitmeyelim. Arkeoloji bilincini genç yaşlarda verelim.”

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*